Sporcular için
Zihin ve beden aynı takımın oyuncularıdır. İkisi birlikte çalıştığında performans da, keyif de farklı bir boyuta taşınır.
Hayatını ve kalbini spora adamış olanlara… Sporu her zaman hayatın bir yansıması olarak görmüşümdür. İçinde; mutluluğu, heyecanı, hayal kırıklığını, hüznü ve öfkeyi; yani insana dair her duyguyu en saf haliyle deneyimleriz. Ancak profesyonel bir sporcu için bu denge, çoğu zaman zorlu bir ip cambazlığına dönüşebilir.
Spora ilk başladığımız o yılları hatırlıyor musunuz? Hiçbir dış baskı olmadan, sadece sevdiğimiz için sahada olduğumuz o günleri... Bazen durup o saf heyecanı ve mutluluğu özlediğimi fark ettiğim zamanlar oluyor. Bu his, ne yazık ki sadece bana özgü değil; pek çok sporcunun ortak sessizliği. Başarı odaklı baskı, stres ve kaygının ağırlığı altında, zamanla spordan aldığımız o ilk keyfi unutabiliyoruz. Hatta en kötüsü; bir zamanlar tutkuyla bağlandığımız o sporun, üzerimizde bir yük haline geldiğini ve sevdiğimiz şeyden uzaklaştığımızı hissediyoruz.
Ancak bu bir zorunluluk değil. Zihin de tıpkı beden gibi çalışılmayı, güçlendirilmeyi ve korunmayı hak eder. Doğru zihinsel becerilerle sadece performansınızı artırmakla kalmaz; baskı altında sakin kalmayı, hatalardan hızla toparlanmayı ve en önemlisi, sporun tadını yeniden almayı öğrenirsiniz.
Zihinsel dayanıklılık da tıpkı kaslar gibi gelişir. Burada onu birlikte çalışıyoruz.
Hem spor psikolojisinden hem de mindfulness'tan yararlanarak, baskıyla savaşmayı ya da heyecanı susturmayı denemeyiz. Onunla kalmayı öğreniriz. Baskıya direnmek yerine onu farkındalıkla karşılayabilen bir sporcu, çok daha özgür bir zihinle yarışır.